hasankeyf-teyze

Avjin ana beynelmilel o sözü tekrarlayanlardan yalnızca biri. Evet, Hasankeyf sular altında kalmasın! diyenlerden…

Yorgundu. Oturdu çuvalların üzerine ve anlatmaya başladı. Kendisini pür dikkat dinlemek için ben de dizlerimi kırdım ve oturdum yanına. Karşımızda yosun tutmuş Hasankeyf’in mağaraları, aşağıda ise akan dicle nehri…

Oğul belli ki buraları gezmeye gelmişsin. Sana sadece şunu söylemek istiyorum diyerek başladı içindeki yöreye olan bağlılığını hasbihal etmeye.

Biz uzun yıllardır Hasankeyf mağaralarında yaşayan insanlarız. Babalarımız ve dedelerimiz hep bu mağaralarda büyüdüler, büyüttüler bizleri.

Yorgun olan kolunu kaldırarak eli öpülesi kırışmış elleri ile gençliğinde kaldığı yeri gösterdi bana. Bak evladım; görüyor musun? İşte şu mağara! Orada geçti gençliğim. Dicleye iner kova kova su taşırdım. Doldurduğum sular daha eve (mağaraya) varamadan yarısı dökülürdü.

Şimdi burada oturuyorum ve iki ineğim var. Gülümseyerek; sarı kızlarım ile ilgileniyor, sütünü, peynir ve yoğurduğunu çarşıda satarak geçimimi sağlıyorum.

Biraz gençliğinden, biraz yöreden bahsetti. Zorluklardan da bahseti… Hasankeyf’in önceki yılları, komşuluk ve sarı kızlarından bahsederken ise gözlerinin içi gülüyordu. Yarım saat kadar Avjin anayı dinledim. Ruhuma feyz, ayaklarıma ise can gelmişti.

Son olarak, derin bir of çekti ve sağ eli ile yerden destek alarak oturtuğu yerden kalktı. Ayrılma vaktiydi. “Oğlum, Hasankeyf sular altında kalmasın” diyerek, dualar edip beni uğurladı… Ellerinden öpüp bir evladı gibi içten, samimi sarılarak ayrıldım yanından. Biraz yürüyüp tekrar arkamı döndüğümde ise Avjin ana yine yarım kalan işlerine devam ediyor ve ben de bu esnada anı ölümsüzleştiriyordum.

Tekrar geleceğim yanına Avjin ana, biraz daha yaşa!

Düşüncelerinizi yazın, merak ettiklerinizi sorun...

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya giriniz.